Haber Merkezi
Tüm Haberler
MİT'ten Ergenekon açıklaması, iddianamede çarpıcı rapor | MİT'ten Ergenekon açıklaması, iddianamede çarpıcı rapor |
|
|
|
"Ergenekon" davası iddianamesinde, "Dosyada elde edilen delillerin yapılan incelemelerinde, tüm şüphelilerin Ergenekon yapılanması altında değişik isim ve faaliyetlerle belirtilen kurum, dernek ve platformlar ile medya kuruluşlarında örgüt adına faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır" denildi. İddianamede, İP Genel Merkezinde 3 adet ruhsatsız silah, birçok örgü tsel içerikli doküman, Genelkurmay Başkanlığı ve değişik askeri şahıslar ile MİT Müsteşarlığına ait birçok gizlilik ibareli belgenin bulunduğu anlatıldı. Bu belgelerden, "çok gizli kopya" ibaresi bulunan ve İP karargah evlerinin anlatıldığı belgede, İP'in gizli bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde örgütlendiği, örgütlenmenin ne şekilde yapıldığı ve irtibat kurulan askeri şahısların lojmanlarında patlayıcı maddelerin bulunduğu, bu yapılanmada irtibatlı olan şahısların isimlerinden telefon numaralarına kadar ayrıntılı olarak yazıldığının görüldüğü ileri sürülen iddianamede, bu belgeyle ilgili olarak Başbakanlık MİT Müsteşarlığına yazılan yazıya verilen cevapta, söz konusu belgenin "MİT Müsteşarlığı tarafından tanzim edildiği ve bu nüshanın Genelkurmay Başkanlığına sunulan nüshanın bir sureti olduğu"nun bildirildiği kaydedildi. Aramalarda, Hayati Özcan'ın İzmir'deki iş yeri ve ikametinde elde edilen CD'de, İzmir Şirinyer'deki NATO müttefik kuvvetlerine ait karargahta çalışan tüm görevlilere ait kimlik bilgileri, kimlik kartlarının renkli taranmış suretleri, çalışan tüm şahısların imzalarının dijital ortamda taranmış hali, binalar ile tesislerin resimleri ve NATO üst düzey komutanlarından bazılarının aile fertlerinin fotoğraflarının bulunduğu kaydedildi. İddianamede, "CD'de başka bilgi ve belgelerin de bulunduğu, NATO tesislerinin açık parkı önündeki dairenin kiralanması ve 6 aylık kirasının peşin ödenmesine ilişkin ibarenin yer aldığı anlatılarak, NATO tesislerine muhtemel bir sabotaj düzenlenmesine ilişkin patlama ve patlama sonrası yangın musluklarının nasıl devre dışı bırakılacağına kadar ayrıntılı hazırlanmış plan, kroki ve fotoğrafların bulunduğu, fotoğraflar üzerinde birçok işaretleme yapıldığı, güvenlik açısından zayıf yerlerin işaretlendiği, bu düzenleme ve projelerin 2007'nin Şubat-Mart aylarında yapıldığının anlaşıldığı" belirtildi. "Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalar ve Danıştay saldırısıyla alakalı olarak doğrudan doğruya Veli Küçük ve Muzaffer Tekin'in bu olayın planlayıcısı ve azmettiricisi oldukları yönündeki beyanlar dosyaya konuldu" denilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi: "Beyanı alınan sanıkların Danıştay dosyasında mahkum oldukları ve hükmen tutuklu bulundukları, alınan beyanların doğrudan Danıştay saldırısına ilişkin olayın perde arkası ve Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarıyla arasındaki irtibatlar üzerine olduğundan ve sanıkların eylemleri hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince bir hüküm tesis edilmiş olduğundan, alınacak ifadelerin yargılanmış sanıkların dosyadaki delil ve olayın işleniş şekline etki etmeyeceği, ancak orada gündeme gelmemiş konularla alakalı olması sebebiyle tanık sıfatıyla CMK'nın 48. maddesi de hatırlatılmak suretiyle alınmıştır. Rıza gösteren tanıkları n beyanları alınırken anlatımları da kameraya alınmıştır. Bu husustaki tutanaklar ile kamera kayıt ve çözümleri dosyamıza eklenmiştir." İddianamede, Kuvayı Milliye Derneği ile irtibatlı olan ve aramalarda bulanamayan şüphelilerden Özer Korkmaz ve Ali Kutlu'nun bilahare yakalandıkları belirtilerek, Ali Kutlu'nun mahkemece tutuklandığı, örgütün tetikçiliğini yapmak üzere Muhammet Yüce'nin yönlendirmesiyle Fikri Karadağ ile irtibata geçmeye çalışan ve bu yönde dosyada deliller bulunan, iki ayrı suçtan hakkında yakalama kararı olan Selim Akkurt'un Erzurum'da cezaevinde hükümlü olarak yattığının tespit edilmesi üzerine, talimatla Erzurum'da ifadesi aldırılıp, Ergenekon terör örgütüne üye olmak suçundan çıkarıldığı mahkemece tutuklandığı kaydedildi. Bu şekilde ifadelerin alınıp dosyaya konulduğu kaydedilen iddianamede, gizli tanıklarla alakalı olarak da gizli tanık prosedürünün işletilip kimliklerinin ayrı olarak mühürlü zarflar içerisinde, saklanmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği belirtildi. İddianamede, son olarak, tanık beyanlarına göre Cumhuriyet gazetesine atılan bombaları verdiği tespit edilen ve Muzaffer Tekin'in korumalığını yapan şüpheli Rasim Görüm'ün yakalanarak sevk edildiği nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğince sorgusunun ardından tutuklandığı dile getirildi. İddianamede, şüpheli Halil Behiç Gürcihan'dan elde edilen bazı bilgilerin Türk Silahlı Kuvvetlerine ait gizli bilgi ve belgeler olması ve dijital inceleme raporlarında ortaya çıkan bazı örgütsel irtibatları sebebiyle yeniden ev ve iş yerlerinde arama yapılıp ek ifadesi alınarak sevk edildiği nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğince sorgusunu müteakip tutuklandığı dile getirildi. İddianamede, yine Kuvayı Milliye Derneğinin 1919 üyesi olup silahlı eylem grubunda bulunduğu ileri sürülen Murat Çağlar'ın da ruhsatsız tabanca ile yakalanarak sorgusunun ardından tutuklandığı dile getirildi. İddianamede, "Dosyada elde edilen delillerin yapılan incelemelerinde tüm şüphelilerin Ergenekon yapılanması altında değişik isim ve faaliyetlerle belirtilen kurum, dernek ve platformlar ile medya kuruluşlarında örgüt adına faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır" denildi. Bunun üzerine Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının proje aş amasındaki soruşturmasının, Ergenekon ile alakalı olduğu düşünülerek soruşturma dosyasının ve iletişim tespit tutanakları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra yapılan incelemede, şüpheli Vatan Bölükbaşoglu'nun hem telefonla silah teminine çalıştığı, hem de dijital ortamda (msn görüşmeleri) yaptığı, görüşmelerde Ergenekon terör örgütünün talimatları gereği Başbakan ve Ramazan Akyürek'in öldürülmesi ile alakalı istihbari bilgiler topladığı öne sürülen iddianamede, Bölükbaşoğlu'nun "Ogün Samast gibi" bu işi gerçekleştirecek kişileri ayarlamaya çalıştığı, muhtemel bir suikastın önlenmesi için şüpheli ve irtibatlı olduğu gruba yönelik yapılan operasyonda söz konusu e-maillerin şüphelinin bilgisayarında bulunduğu ve bu şüphelinin de mahkemece tutuklandığı, diğer şüphelilerin ise delil durumuna göre serbest bırakıldığının anlaşıldığı kaydedildi. Partide ele geçirilen ve üzerinde "Hikmet Çiçek'e ulaşanlar" yazılı klasörün bulunduğu bir başka CD içerisinde Genelkurmay İç İstihbarat Raporları, Genelkurmay İç Güvenlik Daire Başkanlığı Raporları birçok bilgi ve belge ile dijital verinin bulunduğu, ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu döneme ilişkin Yaşar Büyükanıt'a ait koruma planın ın tamamının bulunduğu ifade edilen açıklamada, 4 No'lu CD olarak adlandırılan CD içerisinde ise, "A.Gül. Eminağaoğlu hazırladı" başlıklı dosya ile şüpheli Ergün Poyraz'ın bazı jandarma üst dü zey görevlilerinden yaptığı işlere karşılık para aldığına ilişkin tutanakların word belgesi olarak düzenlenmiş bilgisayar kayıtlarının bulunduğu, aynı CD içerisinde örgüt üyeleri Veli Küçük'ün Tuncay G üney ve Ümit Oğuztan'dan elde edilen, Ergenekon terör örgütüne ilişkin örgütsel içerikli dokümanlar ile Ergenekon yapılanmasına ilişkin şemanı n bulunduğu, aynı CD içinde Fırat Üniversitesine ait bazı öğretim üyeleri ile ilgili olarak "Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak" kaydedildiğinin tespit edildiği belirtildi. İddianamede "Devlet içinde Ergenekon türü bir yapılanma olabilir mi?" sorusunun da yanıtı arandı. Yazıda, Sevgi Erenerol'dan elde edilen "Derin Ergenekon" isimli belge, Tuncay Güney'den ele geçen "Çakır Paşa'nın Alevi Sevgisi", Alevilikle ve Ermenilerle ilgili bazı yazılar, MİT, Hizbullah, Susurluk ile ilgili yazı ve raporların TSK ile ilgisinin bulunmadığı ifade edilen iddianamede, yazıda ayrıca Genelkurmay Başkanlığınca yapılan incelemeler sonucu bazı dokümanlarda TSK'ya ait olduğu görüntüsü verecek emarelere rastlanıldığı, bu tür uygulama ve çalışmaların TSK'yı yıpratmaya y önelik planlı ve kasıtlı işlemler olduğunun değerlendirildiği vurgulandı. İddianamede, yazıda ayrıca "söz konusu belgelerin; TSK'ya ait belgelerin yazım teknikleri taklit edilerek veya bilgisayar teknikleriyle kurgulanarak oluşturulduğu, son zamanlarda bu tip olaylarla sıklıkla karşılaşıldığı, yapılan adli soruşturmalarda kendisine rütbeli şahıs görüntüsü veren kişilerin çeşitli oluşumlarda ve ticari kuruluşlarda TSK ile yakın ilişki içinde olduğu yönünde izlenim yaratarak illegal yollarla menfaat temin etmeye çalıştıkları, bunlardan bazılarının geçmişte üniforma giymiş olmalarının TSK ile halen bir ilişkileri olduğunu göstermeyeceği, bu tip faaliyetlerin gerek kamuoyunda gerekse TSK'da esefle karşılanacağı"nın bildirildiği anlatıldı. Sonraki aramalarda elde edilen dokümanlar üzerine konunun yeniden MİT Müsteşarlığı'na sorulduğu anlatılan iddianamede, şöyle devam edildi: "MİT Müsteşarlığı'nın 9 Mayıs 2008 tarihli cevabi yazısında, 'Müsteşarlığımıza 3 Temmuz 2002 tarihinde intikal eden, isimsiz mektup ve ekindeki CD'lerde yer alan 'Ergenekon ve Lobi' isimli projeler ile iddia niteliğindeki bilgiler çerçevesinde hazırlanan kitapçık; 10 Temmuz 2003'te Genelkurmay Başkanı'na ve 19 Kasım 2003'te Başbakan'a intikal ettirilmiştir. Bahsekonu çalışmanın özeti niteliğinde hazırlanan başka bir bilgi notu ise 19 Ocak 2006'da Başbakan'a ve 26 Mayıs 2006'da Genelkurmay İstihbarat Başkanı'na sunulmuştur." MİT'ten gelen yazıda, müsteşarlığa 3 Temmuz 2002'de İstanbul'dan posta kanalıyla intikal eden, ancak kaynağı tespit edilemeyen 2 sayfalık isimsiz bir mektup ve CD'lerin incelenmesi sonucunda; "Ergenekon" isimli bir yapılanma hakkında bazı bilgilerin tespit edildiği belirtilen iddianamede, şöyle devam edildi: İddianamede, "MİT Müsteşarlığınca da Ergenekon'un illegal bir yapı lanma olduğunun tespit edildiği, resmi raporlarla kayıt altına alındığının görüldüğü" ifade edildi. İddianamede, Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında söz konusu soruşturmaya kadar "Ergenekon" isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin intikal eden soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı ve dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkarılmış bir yapı olduğunun anlaşıldığı belirtildi. Emniyetten gelen yazıda bir yapılanmanın "terör örgütü" olabilmesi için gerekli olan niteliklerin de anlatıldığı belirtilen iddianamede, Emniyetin yazısına göre "Ergenekon" isimli yapılanma şöyle anlatıldı: Ergenekon isimli yapılanmanın; belirlenen amaçlar etrafında insan sayısı olarak 3'ten fazla kişinin bir araya geldiği, hiyerarşik, görev dağılımının yapıldığı, gizliliğin esas alındığı, iş bölümünün, faaliyet alanlarının sorumlulukların önceden tespit edildiği, eleman ve finansal kaynak temini, üyelerinin eğitimi gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, yapılan iş bölümü çerçevesinde görevli grupların faaliyet alanlarına ilişkin raporlar sunarak yapının hayata geçirildiği, profesyonel bir örgütlenme olduğu değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda örgütlü yapının tam olarak oluşturulduğu ve hayata geçirilen bahsetmek mümkün görülmektedir. İddianamede, "Emniyet Genel Müdürlüğü'nce de 'Ergenekon Yapılanması'nın 3713 Sayılı Kanun'da belirtilen özelliklere sahip bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir" denildi. İddianamede, şu görüşlere yer verildi: "Ergenekon yapılanmasının devlet ve rejim için bir tehlike olduğu bizzat MİT Müsteşarlığınca düzenlenen raporlarda belirtildiği, Genelkurmay Başkanlığının yazısında da; bazı kişilerin geçmişte üniforma giymiş olması halen TSK'yı temsil ettiği manasına gelmeyeceğini açıkça belirttiğinden Ergenekon isimli oluşumun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hiçbir kurumuyla alakasının olmadığı, devlet içinde resmen böyle bir yapının bulunmadığı, ancak Ergenekon isimli yapılanmanın gizlice örgütlenerek, kendilerine 'derin devlet' süsü vererek, devletin tüm kurumlarına sızıp kendi amaçları doğrultusunda devlet idaresini illegal olarak kendi usullerince yönetmeye çalışmak olduğu, bu amaçla kurdukları örgütün içinde TSK'nın hiyerarşik yapısını bozacak şekilde 'İstihbarat Dairesi Komutanlığı', 'Operasyon Dairesi Başkanlığı' adında özel birimler oluşturduktan ve örgütün devletin içinde yapılanmaya çalışan illegal bir örgüt olduğu sonucuna varılmıştır." Örgütün amaçlarına ulaşabilmek için medyada söz sahibi olmayı ve bu alanda da hakimiyet kurabilmek için televizyon kanalları edinip, örgütün amaçları doğrultusunda yapacakları yayınlarla örgütün gizli ve illegal amaçlarını perdelemek için kullanmayı hedeflediği anlatılan iddianamede, şunlar kaydedildi: "Bu konuda yöntem olarak, örgütün kontrolü altında bulunan medya organlarınca Ergenekon terör örgütünün bizzat yaptırdığı sansasyonel eylem ve fiillerden her seferinde devletin güvenlik güçleri veya başka grupların sorumlu gösterilmesi suretiyle de dezenformasyon yapılarak gerçek suçlular ve Ergenekon terör örgütünü kamufle edip kamuoyunu yanıltarak ve gerektiğinde delilleri karartarak eylem ve fiillerinin devamını sağlamaya yardımcı olmayı, böylece istedikleri olan kaos, kargaşa ve güvensizlik ortamı oluşturmak, ekonomik kriz ve iç çatışma çıkarıp devlette ve kamu düzeninde zaaf oluşturarak hukuksuzluk ortamına zemin hazırlayıp nihayetinde de illegal olarak yürütme organını ele geçirmeyi amaçladıkları dosyada mevcut delilerden anlaşılmıştır." İddianamede, bu çalışma ile sivil unsurların örgüt içerisinde yer almasının sağlanması gerektiğinin vurgulandığı ve böylelikle 1999 yılından sonra örgütün sivil açılımlar sağladığının görüldüğü ifade edildi. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre NATO'nun komünizmle mücadele amacıyla birçok ülkede kurduğu bu örgütlerin zaman içerisinde amaçlanın dışına çıktığı ve bir kısım kişi ve zümrelerin kendi amaç ve ideolojilerini gerçekleştirmek için kullandıkları birer terör örgütüne dönüştüğü anlatılan iddianamede, dünyadaki birçok ülkenin İtalya örneğinde olduğu gibi bu oluşumlarla gerekli mücadeleyi yaptığı ve bunu başardıklarında "hukuk devleti" olabildikleri vurgulandı. İddianamede, şu ifadelere yer verildi: Öte yandan, gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerle ülkemizin yetişmiş insanları ve sahip olduğumuz önemli değerlerden olan aydınlar katledilmiş ve her olaydan sonra ülkemiz yeniden kaosa, karanlığa ve güvensizlik ortamına sürüklenmek istenmiştir. Böylelikle Ergenekon terör örgütü, ülkemizde yaşayan tüm vatandaşların huzurlu ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlayacak olan hukuk devleti olmanın önünde daima bir engel teşkil etmiştir." "Ergenekon" terör örgütünün devlet kurumlarında ciddi bir ş ekilde irtibatlanma olduğunun da ortada olduğu ifade edilerek, bu nedenle örgüte yönelik başlatılan bir çalışmayı anında öğrendikleri gibi kendilerine yönelik çalışma yapan kişi ya da kurumları yıpratmak, yıldırmak ve baskı altına almak için anında örgütün her türlü imkan ve taktiklerini seferber ettiklerinin görüldüğü bildirildi. İddianamede, şüpheliler Oktay Yıldırım, Muzaffer Tekin, Sevgi Erenerol, Mehmet Zekeriya Öztürk, soruşturma aşamasında ölen Kuddusi Okkır'dan ele geçirilen "ERGENEKON-LOBİ" ve "Devletin Yeniden Yapılanması" başlıklı dokümanlara bakıldığında bu belgelerin öncelikle örgütün sivil unsurlarının oluşturulması ve örgütlenmesi amacıyla hazırlanıp uygulamaya konulduğunun hiçbir tereddüte yer vermeyecek açıklıkta anlaşıldığı anlatıldı. İddianamede, bu dokümanın içeriğinden Ergenekon terör örgütünün daha eski yıllardan beri faaliyetlerini sürdürdüğü, üst düzey yöneticilerin özellikle devlet kadrolarında çalıştıkları sırada edindikleri tecrübeler ışığında illegal olarak bu örgütün faaliyetlerini sürdürdüklerinin belirlendiği de kaydedildi. Özellikle Susurluk kazası olarak bilinen olaydan sonra meydana çıkartılan illegal yapılanma üyelerinin bir kısmının devletin üst düzey birimlerinde görev yapmış şahıslar olması ve bunların bir çoğunun "Susurluk Çetesi" olarak bilinen davada ceza alıp mahkum olmalarının oldukça anlamlı olduğuna dikkat çekilen iddianamede, ancak bu olayın aydınlatılması için toplumsal desteğe karşın örgütün deşifre edilememesinin oluşumun derinliğinin ve etkinliğinin doğal bir sonucu olduğu bildirildi. İddianamede, şüpheli Veli Küçük'ün adının birçok yerde geçmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılamadığına dikkat çekilerek, yine "Mafianın yeniden yapılanması(reorganizasyonu)" dokümanında bu hususun açıkça tartışılıp bu tür riskli bir işte kamu görevlilerinin yer almasının hukuki sıkıntılar oluşturabileceği, bu sebeple mafyanın başı na sivil bir şahsın getirilmesinin uygun görüldüğü ve bu kararların da yazılı hale getirildiği aktarıldı. "Ergenekon dokümanının 7. bölümünde 'genel değerlendirme' ba şlığı altında bulunan paragrafta (Sözde)"Türk Silahlı Kuvvetli bünyesinde faaliyet göstermekte olan Ergenekon'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi vardır" sözlerinin yer aldığı, ayrıca, "Ergenekon"un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunlulu ğuna işaret edildiği belirtilen iddianamede, terör örgütünün "kara propagandasının" yapılmasından da memnuniyet duyup, bu noktada doyum noktasına ulaşıldığının vurgulandığı kaydedildi. İddianamede, "Ergenekon terör örgütü"nün gerçekleştirmeyi planladığı eylemlere de yer verildi. "Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından hemen sonra, bu kez de aynı tetikçilere türbanla ilgili karar veren Danıştay Başkanlığındaki kurul üyelerine yönelik suikast yaptırıldığı, saldırıdan hemen sonra da örgütün kontrolünde olan medya organları vasıtasıyla söz konusu eylemler sanki t ürban kararından rahatsız olan kesimlerce yapılmış gibi kamuoyu oluşturularak, ülkede laik-antilaik kutuplaşması ve çatışma ortamı oluşturulmaya çalışıldığı" savunulan iddianamede, böylelikle her iki olayla bir an evvel darbe zemini oluşmasının hedeflendiği, fakat emniyet güçlerinin yaptığı başarılı çalışmalarla faillerin yakalanmasıyla örgütün amacına ulaşamadığı vurgulandı. İddianamede, "Ergenekon terör örgütü üst düzey yöneticilerinin, AK Parti'ye kapatma davası açılması için ciddi girişimlerde bulundukları, ele geçirilen kroki ve kroki açılımındaki bilgilerden Yargıtay üst düzey görevlilerine suikast hazırlığı yapılacağı göz önünde bulundurulduğunda, tıpkı Danıştay olayında olduğu gibi örgütün öncelikle Yargıtay Başsavcılığını kapatma davası açması yönünde etkilemeye çalıştığı" ileri sürülerek, sonraki süreçte de planlarını gerçekleştirmek amacıyla suikast için hür türlü planı yaptıkları anlatıldı. İddianamede, İP Genel Merkezinde yapılan aramada bulunan çok sayıdaki CD'den birinde, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın belirtilen tarihte İzmir ve Balıkesir illerine yapacağı ziyaretler sırasındaki koruma planının yer aldığının anlaşıldığı kaydedildi. Bu konunun sorulduğu Doğu Perinçek'in şüpheli cevapları, aynı yerden ele geçirilen Yargıtay krokileri ve İzmir NATO Karargahı krokileriyle birlikte değerlendirildiğinde, Orgeneral Büyükanıt'a yönelik kötü amaçlı eylem ve planlar yapılmış olabileceğinin düşünüldüğü belirtildi. İddianamede ayrıca, şüpheliler arasındaki telefon görüşmeleri ve ifade içeriklerinden, "Ergenekon terör örgütü"nün Kuvayı Milliye Derneğindeki yapılanmasının, Orhan Pamuk, Fehmi Koru, Ahmet Türk, Osman Baydemir veya Sebahat Tuncel'in öldürülmesi konusunda plan yaptığının sabit olduğu ve gerçekleşmesi halinde terör eylemi niteliğinde bulunacağı öne sürüldü. NETGAZETE |